by

GELİŞMİŞ EKONOMİLERİN BÜTÇE AÇIĞI VE BORÇLA İMTİHANI

Gelişmiş ülkeler, önümüzdeki birkaç sene içinde bütçe dengelerini kuramadıkları takdirde ciddi itibar erozyonuna uğrayabilir, yatırımcı güvenini kaybedebilirler. 2008’de patlak veren küresel mali kaos sona erdi, reel ekonomilerdeki çöküş durdu, yavaş da olsa toparlanmalar başladı ama geride ciddi bütçe açıkları ve borç yükü kaldı. Bu yüzden endişeler yatışmış değil.

Finans sektöründe patlayan balonlar, başta ABD olmak üzere gelişmiş ülkeleri büyük kurtarma ve teşvik paketleri açmaya sevketmişti. Bu da bu ülkelerdeki kamu harcamalarını artırdı, vergi gelirlerini düşürdü. Bir yanda artan harcamalar, diğer yanda hem durgunluk hem de indirim sebebiyle düşen vergi gelirleri bütçe açıkları nı tetikledi. Bu açıklar da borçlanma ihtiyacını artırdı.

Bu sebeple şimdi de sırada ülke riskleri var. Muhtemel ki, bazı ülkeler, ciddi borç kriziyle karşı karşıya kalacak. Tasarruf tedbirleri, kemer sıkma politikaları şimdiden kendini göstermeye başladı. Bazı ülkeler sert tedbirlere başvurdu. Bazıları da durgunluk korkusuyla teşvik tedbirlerini bir süre daha sürdürme niyetinde.

Ama ne olursa olsun bir müddet sonra, bütçesi açık veren pek çok ülkenin önceliği, ekonomiyi canlandırmak için kesenin ağzını açmaktan ziyade, kamu kesiminin

yüksek seviyedeki borcunu finanse etmek olacak. Bu yüzden yeni bir durgunluk yaşanma

ihtimali yüksek. Şu an için dünyada ekonomik canlanmaya Çin ve bazı Asya ekonomileri önderlik ediyor, gelişmiş ülkelerdeki süreçse oldukça yavaş ve sıkıntılı.

Uluslararası para Fonu da (IMF), son açıklamalarında yeni bir durgunluk tehlikesine

dikkat çekiyor. Ve IMF Başkanı Dominique Strauss-Kahn, Fon’un alışılmış tavsiyelerinden farlkı bir yaklaşımla, ülkelerin kamu harcamalarını artırıp ekonomik büyümeyi artırmaya yönelik teşvik paketlerinden vazgeçmemeleri uyarısında bulunuyor, “Çok dikkatli olmayız. Çünkü ekonomik canlanma çok hassas bir noktada” diyor.

Ocak ayında Dünya Ekonomik Forumu tarafından yayımlanan “Küresel Riskler 2010” raporunda, “finans krizi ve ardından gelen durgunluğun, yarının krizleri olacak risklerin olduğu daha kırılgan bir çevre oluşturduğu” ifade ediliyor. Bazı gelişmiş ekonomilerde iç borcun barış zamanlarındaki en yüksek seviyeye yükseldiğine dikkat çekilen söz konusu raporda, bazı büyük ekonomilerde açılan kurtarma paketlerinin maliyetlerinin sosyal güvenlik yükümlülükleriyle birleşince çok daha zayıf bir mali tablo oluşturduğu vurgulanıyor.

Maastricht kriterleri altüst oldu

Evet, kamu harcamalarındaki artış ve zayıf iyileşme özellikle ABD, AB ve Japonya’nın borç yükünü artırdı ve artırmaya devam ediyor. Ve özel sektör risklerinin kamu bilançolarına yansıdığını, en net şekilde Avrupa’da ve ABD’de görüyoruz.

AB’nin ekonomik anayasası olarak kabul edilen “Avrupa ‹stikrar ve Büyüme Sözleşmesi”ne (Maastricht kriterleri) göre, üye ülkelerdeki bütçe açığı GSYH’nın yüzde 3’ünü, borç stokunun GSYH’ya oranı da yüzde 60’ı geçemez. Ancak AB içinde bu kriterlere uyan çok az ülke kaldı. AB’nin lokomotif ekonomileri bile bu kriterlerden uzak bir noktaya sürüklenmiş durumda.

Mali disiplinin tekrar sağlanması için her ülkenin farklı bir fatura ödemesi gündemde. Kimisi ağır, kimisi hafif. Bu da üye ülkeler, hatta halklar arasındaki menfaat çatışmasını gündeme taşıyabilir. Bu sebeple, hem ekonomik hem de sosyal ve siyasi açıdan AB’yi ciddi bir imtihan dönemi bekliyor.

Avrupa Merkez Bankası’nın 2009 sonunda yaptığı bir değerlendirmeye göre, Avro bölgesinde, kamu finansmanı riskleri çarpıcı bir şekilde artmış. Banka’ya göre, 18 Avro bölgesi ekonomisinden 8’i yüksek risk altında. Bunlar: İrlanda, Yunanistan, İspanya, Güney Kıbrıs, Malta, Hollanda, Slovakya, Slovenya. 2006 yılında, yüksek risk kategorisindeki ülke sayısı 4 idi: Yunanistan, Güney Kıbrıs, Portekiz ve Slovenya.

Avrupa Komisyonu’nun kasım ayında yayınladığı tahminlere göre ise, AB’nin bütçe ve borç manzarası iç açıcı görünmüyor. Öyle ki, bazı ülkelerde bütçe açığının GSYH’ya oranı yüzde 3’ün altında olması bir yana yüzde 10’ü aşacak. Avrupa Komisyonu, 2008’de yüzde 3’ün altında (yüzde -2,3) olan AB ortalamasının 2009’da yüzde -6,9’a, 2010’da da yüzde -7,5’e çıkmasını bekliyor.

Kamu borç stoku oranı da yüzde 60’dan çok daha yukarılarda. 2008 itibariyla AB genelinde yüzde 61,5 olan ortalama oranın 2009’da 73,0’a, bu yıl da 79,3’e kadar çıkacağı tahmin ediliyor. AB üyesi ülkelerin durumu için tabloya bakılabilir.

ABD’nin durumu ise, AB’ninkinden daha kötü. Bütçe açığının GSYH’ya oranı 2009’da yüzde 11’i aşmış görünüyor. 2010’a dönük tahmin ise yüzde 13. Kamu borcunun GSYH’ya oranı da yüzde 100’e doğru ilerliyor.

Geçtiğimiz ocak ayı ortasında acıklanan 2009 aralık ayı sonuclarına göre, ekim 2009’da başlayan 2010 yılı bütcesi, ilk üç ayda (Ekim-Aralık) 388,5 milyar dolar açık verdi. Ülkenin gectiğimiz eylül ayında sona eren 2009 mali yılı bütçe açığı bir önceki yıla göre üçe katlanmış ve 1,42 trilyon dolar olmuştu. 2010 için öngörülen açık, 1,5 trilyon dolar.

Hükümet, artan bütçe açığını şu an düşük faiz oranlarıyla kapatabiliyor ama toparlanma başladığında maliyetlerin hızla artacağı tahmin ediliyor. Çünkü toparlanmayla birlikte enflasyon endişeleri başgösterecek ve Merkez Bankası (FED) enflasyonu dizginlemek için faiz artırımına başlayacak.

Bütçe açıklarını kapatmak için Barack Obama hükümetinin devreye sokmaya çalıştığı bir tedbir de finans sektörüne özel vergiler. Obama, “Sorunlu Varlıkları Kurtarma Programı”nda (TARP) ortaya çıkacak zararı telafi edecek düzenleme için “Paramızı geri istiyoruz ve onu alacağız” açıklamasını yapmıştı.

AB ve ABD yanında Japonya’nın da durumu zor görünüyor. Ülke ABD ve bazı Avrupa ülkeleri kadar dış borç yüküne sahip olmasa da ağır iç borç yükü ve bütçe açığı Japon hükümetinin baş ağrısı. Bol likidite ve düşük faiz ortamı borç yönetimini kolaylaştırsa da risk büyük.

Türkiye, AB’den daha iyi durumda

Dünyada olup bitenlerden, artan bütçe açıklarından ve onun ortaya çıkardığı sorunlardan

Türkiye de üzerimize düşen payı aldı. Ancak şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki, Türkiye hala gelişmiş ve gelişmekte olan pek çok ülkeden daha iyi bir bütçe ve borç dengesine sahip.

Bunda, elbette ki, küresel kriz sebebiyle batık banka faciası yaşamamamız, vergi indirimleri ve mali boyutu yüksek olmayan bazı teşvikler dışında kaynak harcamamamızın etkisi büyük.

Fakat durgunluğun yolaçtığı vergi kayıpları, kamu kesiminin canlılığı sağlamak için yaptığı bir takım harcamalar bütçe açığını bir önceki yıla nazaran artırdı.

Bununla birlikte, kriz sebebiyle 2009’da 62,8 milyar TL’lik bir bütçe açığı hedeşenirken, gerçekleşen açık 52,2 milyar TL’de kaldı. Bu sonuca göre, 2009 için öngörülen bütçe açığının GSYH’ya oranı da yüzde 6,64’ten yüzde 5,5’e düşmüş oldu. Bu oran 2009’da GSYH’da öngörülen yüzde -6.0’lık büyüme oranına göre hesaplanmış bulunuyor. Eğer yılın sonunda daha iyi büyüme rakamıyla karşılaşırsak açığın GSYH’ya oranı daha da küçülebilir.

Bu arada bu yıl için öngörülen bütçe açığının GSYH’ya oranı yüzde 4,87 olarak programlanmış. Buradaki tahmin de, 2010’da GSYH’da yüzde 3,5’lik büyüme olacağı üzerine yapılmış.

Böyle olmakla birlikte, Avrupa Komisyonu’nun Türkiye’ye dönük tahminleri, tabloda da görüleceği üzere bahsettiğimiz rakamlardan daha yüksek. Bunun sebebiyse, gerçekleşen açığın tahminlerin oldukça altında çıkması.

Kamu kesiminin borç stoku oranı da AB’nin öngördüğü yüzde 60’lık sınırın altında. 2008’de gerçekleşen oran yüzde 39,4. 2009 içinse Avrupa Komisyonu’nun tahmini yüzde 47,3. Geçen yılki bütçe açığının beklenenden daha düşük çıkmasından hareketle, 2009 sonu kamu borcu/GSYH oranının da tahminden düşük çıkacağını söyleyebiliriz.

İster kendi verilerimize, ister Avrupa Komisyonu’nun tahminlerine bakalım, Türkiye pek çok AB ülkesinden daha iyi oranlara sahip. Bütçe açığında AB’nin yüzde 3’lük sınırını 2005 yılından bu yana tutturmuşken sadece 2009’da bu sınırı aşmış. Kamu borcu konusunda da, 2005 yılından bu yana yuzde 60’ın altında borç/GSYH oranına sahip.

Yine Avrupa Komisyonu’nun tahminleri, AB 2010’da yüzde 0,7 büyüme kaydedeceğini, Türkiye’nin de yüzde 2,8 büyümeyle Avrupa kıtasında en hızlı büyümeyi gerçekleştirecek

ülke olacağını gösteriyor. Bu da, Türkiye ile AB arasındaki farkı daha da netleştiriyor.

Evet dünya ekonomisindeki durgunluk yavaş yavaş aşılıyor ama krizin tamamen bittiğini söylemek zor. Özellikle gelişmiş ekonomiler için. Dünya bundan sonra da, özel kesimden kamuya “transfer” olmuş sıkıntı ve sorunlarla boğuşacak.

Gelişmiş ülkeleri bekleyen bir sonraki muhtemel tehlike ise, önümüzdeki birkaç sene içinde mali yapılarını düzeltememeleri halinde, uluslararası arenada itibar erozyonuna uğramaları, yatırımcı güvenini kaybetmeleri.

ÜLKELERİN BORÇ YAPISI (%)
 
               BÜTÇE DENGESİ/GSYH KAMU             BORCU/GSYH
                                 2009    2010                           2009    2010
BELÇİKA                  -5,9     -5,8                             97,2     101,2
ALMANYA                -3,4     -5,0                             673,1   76,7
İRLANDA                  -12,5   -14,7                           65,8     82,9
YUNANİSTAN          -12,7   -12,2                           112,6   124,9
İSPANYA                  -11,2   -10,1                           54,3     66,3
FRANSA                    -8,3     -8,2                             76,1     82,5
İTALYA                     -5,3     -5,3                             114,6   116,7
G. KIBRIS                  -3,5     -5,7                             53,2     58,6
LÜKSEMBURG         -2,2     -4,2                             15,0     16,4
MALTA                      -4,5     -4,4                             68,5     70,9
HOLLANDA              -4,7     -6,1                             59,8     65,6
AVUSTURYA            -4,3     -5,5                             69,1     73,9
PORTEKİZ                 -8,0     -8,0                             77,4     84,6
SLOVENYA              -6,3     -7,0                             35,1     42,8
SLOVAKYA              -6,3     -6,0                             34,6     39,2
FİNLANDİYA           -2,8     -4,5                             41,3     47,4
AVRO BÖLGESİ     -6,4      -6,9                             78,2     84,0
BULGARİSTAN        -0,8     -1,2                             15,1     16,2
ÇEK ÇUMHURİY.    -6,6     -5,5                             36,5     40,6
DANİMARKA           4-2,0   -4,8                             33,7     35,3
ESTONYA                 2-3,0   -3,2                             7,4       10,9
LETONYA                 -9,0     -12,3                           33,2     48,6
LİTVANYA                -9,8     -9,2                             29,9     40,7
MACARİSTAN          -4,1     -4,2                             79,1     79,8
POLONYA                -6,4     -7,5                             51,7     57,0
ROMANYA               -7,8     -6,8                             21,8     27,4
İSVEÇ                        -2,1     -3,3                             42,1     43,6
İNGİLTERE                -12,1   -12,9                           68,6     80,3
AB (27)                       -6,9     -7,5                             73,0     79,3
ABD                           -11,3   -13,0                           82,7     93,9
JAPONYA                 -8,0     -8,9                             189,8   197,6
TÜRKİYE                  -7,9      -6,8                             47,3     49,8
* Avrupa Komisyonu tahminleri
Kaynak: European Economic Forecast – Autumn 2009

KADİR DİKBAŞ / Tekstil İşveren Dergisi / Şubat 2010 / Sayı: 359

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir