by

Avrupa pazarı daralırsa…

Ne yazık ki, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da sıkıntılar var, Afrika ve Amerika pazarları küçük. Ümit olabilecek Asya’da ise korkunç dış ticaret açığı veriyoruz.

Avrupa’da işler kötüleştikçe pazardaki daralma da gün yüzüne çıkıyor. Son açıklanan dış ticaret verilerine göre, ihracatımızdaki genel artış eylül ayında yüzde 21,1 olurken, 27 üyeli Avrupa Birliği’ne yaptığımız ihracat sadece yüzde 10,5 oranında arttı. Bu oran, ağustos ayında genel ortalamanın 0,2 puan altında, yani yüzde 32,0, temmuz ayında ise genel ortalamanın üstünde yüzde 25,8 olmuştu.

Avrupa pazarında işler giderek zorlaşıyor. İnsanlar, ülkeler kemer sıkıyor. Ve ithalat artışımız gücünü korurken ihracatta ivme kaybı söz konusu.

AB, 2010 yılı verilerine göre, ihracatımızda yüzde 46,26, ithalatımızda ise yüzde 38,90 pay sahibi. Bu oranlar bu yılın ocak-eylül döneminde de sırasıyla yüzde 47,2 ve yüzde 38,0 oldu. Bu demektir ki, AB özellikle ihracatımız için çok önemli. Ve dahası, dış ticaretimizde daha az açık verdiğimiz önemli bir bölge. İhracatın ithalatı karşılama oranı bu yılın ocak-eylül dönemi için yüzde 68,07. Oranın toplamda yüzde 54,77 olduğunu düşünürsek, bu oldukça yüksek bir oran.

Aşağıdaki tablodan da görüleceği üzere, dört büyük ihracat pazarımızın dördü de Avrupalı: Almanya, İtalya, İngiltere ve Fransa. Bu dört ülkenin ihracatımızdaki payları, ithalatımızdakinden daha yüksek. Özellikle İngiltere, dış ticaret fazlası verdiğimiz nadir ülkelerden.

Dolayısıyla bu pazarda meydana gelebilecek daralma, bizim dış ticaret dengemizi, dolayısıyla cari işlemler dengemizi etkileyecek, belki de cari işlemler açığındaki azalış beklentilerini boşa çıkaracak. Son veriler, bunun habercisi.

O bakımdan, dikkatli olmak gerekiyor.

Acaba, diğer pazarlar Avrupa’nın yerini doldurabilir, muhtemel kayıpları önleyebilir mi?

Ne yazık ki, yakın vade için, bu konuda olumlu bir tahminde bulunmak zor. Sebebine gelince, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da sıkıntılar var, Afrika ve Amerika pazarları küçük. Ümit olabilecek Asya’da ise korkunç dış ticaret açığı veriyoruz.

Çin, Rusya, İran, Hindistan ve Güney Kore en fazla dış ticaret açığı verdiğimiz ülkeler arasında. Enerji ithalatı yaptığımız Rusya ve İran’la olan açığımızı belki bir ölçüde anlayabiliriz ama diğerleriyle olan büyük açığı izah etmek zor.

Tablodaki manzara ürkütücü. Tutar olarak en fazla dış ticaret açığı verdiğimiz ülke, eskiden Rusya idi şimdi Çin oldu. Bu ülke ile ticarette ihracatın ithalatı karşılama oranı sadece yüzde 10,63. Bu, 1 dolarlık mal ihraç edip 10 dolarlık ithalat yapmak demek. Bu yılın ocak-eylül döneminde bu ülkeye yaptığımız 1,76 milyar dolarlık ihracata karşılık 16,57 milyar dolarlık ithalat gerçekleştirmişiz. Çin’den ithalatımızdaki artış yüzde 34,8 ile her zamanki gibi genel ortalamanın üstünde. İhracatımızdaki artışsa sadece yüzde 6,9. Yani uçurum tam gaz büyüyor. Bu nasıl ticaret, anlamak zor.

Dolayısıyla, Türkiye’nin Avrupa’da uğradığı ve uğrayacağı kaybı kısa vadede telafi etmesi mümkün görünmüyor. Döviz kurundaki artışa rağmen ithalatın fazla ivme kaybetmemesi, üretim altyapımızın giderek ithalat bağımlısı olduğunu gösteriyor. Tüketim malı ithalatındaki artış zayıflarken (yüzde 16), ara malı ithalatının (yüzde 41) ivme kaybetmemesi bunun göstergesi. O yüzden içeride ara malı üretimin önünü açacak uygulamaların acilen devreye sokulması şart.

Yüzde 50’ler seviyesindeki ihracatın ithalatı karşılama oranını ve bunun yol açtığı cari işlemler açığını sürdürmek mümkün değil. Çözümse, yerli üretimi artırmaktan ve ithalatla baş edebilecek ihracat seviyesine ulaşmaktan geçiyor.

KADİR DİKBAŞ / 2011-11-18 /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir